الْقَارِعَةُ ﴿١﴾
101/KÂRİA-1 : El kâriatu.
Kâria.

مَا الْقَارِعَةُ ﴿٢﴾
101/KÂRİA-2 : Mâl kâriatu.
Kâria nedir?

وَمَا أَدْرَاكَ مَا الْقَارِعَةُ ﴿٣﴾
101/KÂRİA-3 : Ve mâ edrâke mâl kâriatu.
Kâria’nın ne olduğunu sana bildiren nedir?

يَوْمَ يَكُونُ النَّاسُ كَالْفَرَاشِ الْمَبْثُوثِ ﴿٤﴾
101/KÂRİA-4 : Yevme yekûnun nâsu kel ferâşil mebsûs(mebsûsi).
O gün insanlar dağılmış kelebekler gibi olurlar.

وَتَكُونُ الْجِبَالُ كَالْعِهْنِ الْمَنفُوشِ ﴿٥﴾
101/KÂRİA-5 : Ve tekûnul cibâlu kel ıhnil menfûş(menfuşi).
Ve dağlar (atılmış rengârenk yünler) gibi olur.

فَأَمَّا مَن ثَقُلَتْ مَوَازِينُهُ ﴿٦﴾
101/KÂRİA-6 : Fe emmâ men sekulet mevâzînuhu.
Fakat, artık kimin tartıları ağır gelirse(pozitif dereceleri negatif derecelerinden daha çok olursa).

فَهُوَ فِي عِيشَةٍ رَّاضِيَةٍ ﴿٧﴾
101/KÂRİA-7 : Fe huve fî îşetin râdiyetin.
İşte o, razı olduğu bir yaşayış içindedir.

وَأَمَّا مَنْ خَفَّتْ مَوَازِينُهُ ﴿٨﴾
101/KÂRİA-8 : Ve emmâ men haffet mevâzînuhu.
Ve amma, kimin tartıları hafif gelirse (pozitif dereceleri negatif derecelerinden daha az olursa).

فَأُمُّهُ هَاوِيَةٌ ﴿٩﴾
101/KÂRİA-9 : Fe ummuhu hâviyetun.
Artık onun anası (onu saracak olan), haviyedir (cehennem ateşidir).

وَمَا أَدْرَاكَ مَا هِيَهْ ﴿١٠﴾
101/KÂRİA-10 : Ve mâ edrâke mâ hiyeh.
Ve onun (haviyenin) ne olduğunu sana bildiren nedir?

نَارٌ حَامِيَةٌ ﴿١١﴾
101/KÂRİA-11 : Nârun hâmiyetun.
(O) kızgın, yakıcı bir ateştir.